Hz. İsa geldiğinde yaptığı en önemli görev diğer peygamberler gibi insanları imana davet etmek olmuştu. Yahudiler Hz. İsa’yı reddettiler. O, nedeniyle onu tanımadılar. Dahası onu Roma valisine ihbar ederek öldürmeye kalktılar.
Hıristiyanlar ise Hz. İsa’yı benimsediler. Ama onu yanlış anladılar. Hz. İsa kendi hayatını, Tevrat’ın “tanrın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et” emrine uymaya adamıştı. İnsanlara yaydığı mesaj da buydu. Ama Hıristiyanlar, Pavlus’un Paganizm’den etkilenmiş öğretisinin peşinden gittiler ve Hz. İsa’ya taptılar, ona kulluk ettiler.
Dolayısıyla her iki din de, göklerin ve yerin yaratıcısı ve Rabbi olan Allah’ın yolundan saptı. Hz. İsa’yı gerçekten izleyenler, bir tek Nasranilerdi. Ancak bu temiz Nasrani inancı da yaşayamadı ve Pavlusçu Hıristiyanlar tarafından yok edildi...
Birkaç satırda özetlemeye çalıştığımız tabloyu, bu kitapta tüm detaylarıyla inceledik.
Bu kitap Hz. İsa’nın ve tüm peygamberlerin gerçek davetini duyurabilmek için yazıldı, özellikle de Hıristiyanlar için.
Buna rağmen biliyoruz ki,bu kitabı okuyan Hıristiyanların önemli bir bölümü saptırıcı bir kitap olarak görmeye, hatta “Şeytan işi” saymaya çalışacaklardır. Ancak bilmelidirler ki, bu satırların yazarının aklında, Allah’ı yüceltmek, O’nun peygamberlerini övmek ve onun gerçek dinini tebliği etmekten başka bir şey yoktur.
Bu yüzden Hıristiyanları, Hz.İsa’yı reddeden tutucu Yahudiler gibi katı davranmaya, her türlü bağımlılıktan kurtulmuş olarak kendilerini Allah’a teslim edip düşünmeye davet ediyoruz. Hıristiyanların bu çağrıya karşı duyarlı davranabilecek kadar samimi insanlar olduklarını düşünmesek zaten bu kitap hiç hazırlanmazdı.