(boş)
PANDORANIN SEÇİMİ
 
-ÇOK SATANLAR

*  Manzaradan Parçalar : Hayat
Pamuk, Orhan

*  Ejderha Dövmeli Kız
Larsson, Stieg

*  İstanbul Hatırası
Ümit, Ahmet

*  Seçme Sapan Şeyler
Şensoy, Ferhan

*  Ateşle Oynayan Kız
Larsson, Stieg

*  Haliç'te Yaşayan Simonlar
Avcı, Hanefi

*  Takunyalı Führer
Poyraz, Ergün

*  Kuruluş : Osmanlı Tarihini
İnalcık, Halil

*  Platon Bir Gün Kolunda Bir
Cathert, Thomas

*  Kitaplardan Kurtulabileceğinizi
Eco, Umberto


PESIN FIYATINA TAKSITLE

Memo 
Memo
Fiyatı:
25.00 TL
%15 indirimli
pandora.com.tr
fiyatı: 21.25 TL




 


 

Künye

Yayınevi: Can
(4/2003)

ISBN: 9789750702679
468 sayfa
Dil: Türkçe
Türü: Roman Öykü


Cumhuriyet'in ilk yılları... Geçen yüzyılın ilk yarısı... İmparatorluk içindeyken bile kendi egemenliğini koruyabilmiş olan ağalar, çıkarlarına dört elle sarılmışlar, direniyorlar. Aşiret düzeninde çatlakların, kutuplaşmaların derinleştiği bir dönem ve patlak veren fırtına: Dersim olayları. Acımasız koşulların rüzgârlarıyla savrulan, yitip giden insanlar... Bu fırtınada obasını, insanlarını fitneden korumaya ant vermiş, kulları uyarıp diriltmeye baş koymuş bir çan ustası: Memo. Doğu Anadolu'nun amansız koşullarından, kendine özgü yaşam biçiminden doğan bir trajediye tanıklık ediyor bu roman. Binyıllar içinde katmanlanmış değerlerin, geleneksel, yerleşik düzenin dönüşüm ve değişim sancılarını olanca çıplaklığıyla ortaya koyan bir dil, çarpıcı bir anlatım. Sert ve acımasız bir coğrafyanın, mevsimsiz boranlarla savrulan hayatların destanı. Tarihe içerden bir tanıklık.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

Editörün Eleştirisi

1910 yılında Çanakkale’de doğan Kemal Bilbaşar, ortaöğrenimini Edirne Öğretmen Okulu’nda tamamladı (1929), iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümü’nden 1935 yılında mezun oldu. Nazilli ve İzmir Karakaş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrıldı, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966’da İstanbul’a yerleşti. İlk öykülerini İzmir’de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımladı (1939). Bu dönemde halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülünü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımladı, radyo oyunları yazdı, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıktı. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 196l’den sonra daha çok roman türüne ağırlık verdi. Kemal Bilbaşar, 1939 yılında ‘Budakoğlu’ öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü Yarışması’nı, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Yazar, 21 Ocak 1983 yılında aramızdan ayrıldı.

Cemo ve Memo
“Cemo” ve “Memo” romanlarında, devletle barışık kalmaya çalışmasına rağmen bir türlü adam yerine konmayan Kürt köylüsünün giderek bilinçlenmesini ve isyanını anlatır Bilbaşar. Roman isyanla biter, Jandarma zulmünden bıkan aşiret halkı karakolu basar. Babası Şeyh Sait isyanına katılmamıştır ama Memo Dersim isyanının içindedir. Sene 1937’dir. Dersim’i kana boğacak tenkil hükümetinin icraatları henüz başlamadan sona erer hikaye...

“Cemo”ya kadar daha çok hikayeleriyle tanınan Kemal Bilbaşar, “Cemo” romanını da “Hancının Karısı”(1953) ve “Saltanatın Satılışı”(1962) adlı hikayelerinden yola çıkarak yazmıştı. 1962’den 66’ya kadar üzerinde çalıştığı “Cemo”, Bilbaşar’ın yazarlık kariyerindeki en parlak eseri oldu. Edebi değeri bir yana, ardından gelen “Memo” ile birlikte 700 sayfayı aşan bu kapsamlı çalışma, Cumhuriyet tarihinde Kürt sorununu, Şeyh Sait ve Dersim isyanlarını toplumsal bir mesele olarak önüne koyan ilk roman olması açısından çok önemlidir.

“Cemo”ya kadar Cumhuriyet romanında Kürt isyanlarına –ancak bir fon olarak- yer veren metinler Esat Mahmut Karakurt, Refik Halit Karay, Mükerrem Kamil Su ve Halide Edip Adıvar gibi devletle bütünleşen yazarların kaleminden çıkan popüler aşk romanlarıydılar. “Medeniyet” sözcüğünün fetişleştirildiği bu yıllarda Türk seçkinlerinin Kürt tasavvuru, kendi modern kimliklerini tarif etmek için çok uygun bir araçtır; kaba, cahil ve kötü Kürt imajı, medeni, aydınlanmış ve iyi Türk kimliğini üretecektir... 1950’lerden sonra ise Kürtler ve diğer etnik guruplar farklılıkları ile değil, gündelik yaşantı içerisinde ve genel bir yoksul köylü kategorisinde yerleşmişlerdir hikayelere. Türk romanında Kürtlere ve Kürt isyanlarına yer veren, aşiret düzenini, köylü üzerindeki ağa ve devleti zulmünü kapsamlı biçimde ele alan ilk yazar Kemal Bilbaşar’dır.

Kemal Bilbaşar’ın “Cemo” ve “Memo”su, bugün bile dile getirilmesi cesaret isteyen meseleleri dile getirmiş, ancak aynı meseleye farklı bakış açılarıyla yaklaşan eleştirmenlerin farklı yorumlarıyla karşılanmıştır. Mesela kimileri için Kemal Bilbaşar’ın çözümlemesini yetersiz ve yazarın ideolojisi egemen ideolojiye yakındır; Kürt halkının haklı isteklerini bir kenara itmek isteyen yazar, ayaklanmayı adeta toplumun kendi içsel bir sorunu, ağa, şeyh, bey gibi unsurların yoksullar üzerindeki baskısı olarak görmektedir. Kimileri ise aynı romanları Doğu Anadolu’nun düzenini toplumsal, siyasal ve ideolojik öğeleriyle bir bütün halinde gözler önüne serdikleri için övmüştür. Cemo ve Memo’nun önemli edebi metinler olduğunu kabul etmekle birlikte, onları gerçekçi toplumsal romanlar olmadıkları için eleştirenler de vardır.

Yazıldığı yıllar da hesaba katıldığında, aydınlanmacı bir ideolojiye sahip olan Kemal Bilbaşar’ın iyi niyetinden kuşku duymak haksızlık olur. Çünkü Bilbaşar, o zaman kadar yapıldığı gibi İngiliz provokasyonu olarak nitelemez olup biteni. Bu söylentilerden bahseder, Şeyh Sait’in isyanını hoş görmez, asıl meselenin Doğudaki feodal artıkların temizlenememesinden ve ağalık düzeninin köylü üzerindeki zulmünden kaynaklandığını düşünür. Ancak yine de en büyük sorumluluğu kimisi zimmet suçundan, kimisi sahtecilikten, kimisi ırza tasalluttan, kimisi rüşvet almaktan Hozat’a sürülmüş insanlardan oluşan Seyyar Jandarma Alayına verecektir yazar. Roman, “Dersim Ayaklanması’nı, Hatay anlaşmazlığı yüzünden, Fransızların kışkırttığı söylenmiştir. Aynı aylar içinde Irak’ta, Kürt asıllı Bekir Sıtkı Paşa’ya Kürt subaylara bir hükümet darbesi yaptıran İngilizlerin de bu kışkırtmada rol oynadığı iddia edilmiştir. Doğru mudur yanlış mıdır, bilemem. Ama, “Hozat Seyyar Jandarma Alayı’nın bu ayaklanmada vebali var mıdır?” diye sorarsanız, kuşkusuz ‘vardır’ derim. Hem de vebali büyüktür” ifadelerinin yer aldığı bir bölümle noktalanır... Kemal Bilbaşar’ın bakışındaki eksikliği, sorumluluğu devlet politikalarına değil, devletin yolladığı görevlilere yüklemesinde aramanın daha yerinde olacağını düşünüyorum.

Folklorik bir anlatı
“Cemo” ve “Memo”’nun romanımız açısından diğer ayırt edici özelliği dil ve anlatımında folklorik geleneğe yönelmesidir. Kemal Bilbaşar’dan önce –farklı nedenlerle- Ercümend Ekrem Talu ya da Server Muhtar Alus da geleneğe bir kapı açmak istemişlerdi, ancak onların mirasçılığını üstlendikleri gelenek eskinin “güzel” İstanbul’una aitti, Bilbaşar ise aydınlar çevresinde unutulmaya yüz tutan halk edebiyatına yönelmiştir... Köy Romanları’nda halk masalları, destan ve folklorik özelliklerin yer almayışının başlıca nedenlerinden birisi toplumcu gerçekçiliğin –biçim ve içerikte- gerçekliğe yaptı ağır vurgu ise, diğeri aydınların toplumu Doğuya ait değerlerden kurtarıp Batı kültürünü benimsetme arzusudur.

Halk masalları, destan ve fabllar gibi geleneksel anlatılar barındırdıkları toplumsal alegoriye ve taşıdıkları eleştiri potansiyeline rağmen Tanzimat’tan itibaren Batı’nın modern edebiyatı karşısında hakir görülmüşler ve romandan dışlanmışlardı. Cumhuriyetin ilk dönem yazarları da önlerine ya güncel meseleleri ya da Doğu-Batı karşıtlığını koyduklarından, halkçılıkla halk kültürü arasında bir ilişki kurulmamıştır. Batılı tarzda kamusal insan yetiştirmeyi hedefleyen Köy Enstitüleri planlayıcılarının ise modernleşme hamlesini Batı edebiyatını ve kültürünü belletmekte gördükleri açıktır. 1940’lı yıllardan sonra yaygınlaşan ve 1970’lere kadar Türk romanını biçimlendiren “köy kanonu” da aynı modernist paradigma içinde gelişmiştir. Aslında kendisi de bu kanon içinde olmakla birlikte, “Cemo” ve “Memo”nun sözlü kültürün kaynaklarının, halk hikayelerindeki temaların ve folklorik bir dille, destansı bir havayla yazılmasının geleneksel bir kültürün zenginliğini hatırlatması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Ne yazık ki, Kemal Bilbaşar’ın bu girişiminin Türk romanında izleyici bulduğunu söyleyemeyiz. Oysa, kendi anlatı gelenekleriyle modern bir tür olarak romanı birleştiren ve “Büyülü Gerçekçilik”leriyle dünya romanına yeni bir soluk getiren Latin Amerika edebiyatıyla 80’lerden sonra tanıştığında çok etkilenmişti Türk okuru. Elbette çoğu “Cemo” ve “Memo”yu okumamış, belki de Kemal Bilbaşar adını bile hiç duymamış, eskinin diğer yazarlarının, şairlerinin, yönetmen ve oyuncularını saran unutulmuşluk perdesi Bilbaşar’ı da örtmüştü... Bir bellek yitimiyle açılan Cumhuriyet, bellek yitimleriyle sürüp gidiyor, ama kültürel zenginliklerini her gün biraz daha tüketerek...

A. Ömer Türkeş

Motor Kurye aksam teslim
Eğlenceli Okumalar
 
Eğlenceli Okumalar
İngiltere'de Çok Satanlar
 
İngiltere'de Çok Satanlar
İstanbul 2010

Pandora Kitap Haber Listemiz için ilgilendiğiniz konuları seçin duyurularımız e-posta adresinize gelsin.