Asılı Kalan Hayatlar - Sılacı, Nazım

Asılı Kalan Hayatlar

Nazım Sılacı

Yayınevi: Kurgu Kültür

Yayın tarihi: 01/2014

ISBN: 9786055009106

Türkçe | 239 Sayfa | 13,5 x 19,5 cm.

Tür: Anı, Mektup

Pertev Aksakal Yetmişli yılların ortalarından itibaren antifaşist mücadele temel bir mücadele biçimi olarak zihinlere kazındı. Faşizm, bıçaklı sopalı te¬kil saldırılarını giderek toplu silahlı saldıralar haline getirmeye başla¬dı. Tek tek öldürmeler, yaralamalar yerini kahve taramalarına, top¬lu katliamlara bıraktı. Ülke giderek bir iç savaşa doğru sürüklendi. 1 Mayıs 77’deki katliam, bundan sonraki sürecin nasıl gelişe¬ceğinin de habercisiydi. Zira Kahra-manmaraş, Sivas, Tariş, Çorum, Fatsa vb. biçiminde devam etti. Devrimciler bir kan gölüne döndürü¬len bu ülkede faşist saldırıları direnerek göğüslemeye çalıştılar. Hal¬kın can ve mal güvenliğini sağlamak için hayatlarını hiçe saydılar. Egemen sınıfların sömürülerini artırmak, emperyalist güçlerle en¬tegrasyonu sağlamak için ülke içindeki devrimci halk muhalefetini bastırması gerekiyordu. Onun için faşist güçler azgınca saldırıyordu. Devrimciler, devrime ve devrimci harekete olan içten bağlılıklarıy¬la genç ve tecrübesiz halleriyle sonuna kadar mücadele ettiler. Faşist güçlerin okullarda, mahallelerde, köylerde vs. hayatın her alanındaki güçlerini kırmayı başardılar. Mücadele giderek düzene karşı se¬çenek olmaya başladı. Ortaya çıkmaya başlayan tablo egemen sı¬nıfları korkutmaya yetti. Artık daha merkezi ve başat bir saldırıya du¬yulan ihtiyaç bir cunta yönetimini gerekli kılıyordu ve bu da darbe ile mümkün olabilirdi. Faşizme karşı mücadelede binlerce insan hayatını kaybederken ABD başkanının ‘bizim çocuklar’ dediği generaller beklenen darbe¬yi yaptılar. Beşibiryerde cunta bütün haşmetiyle iktidarı tamamen ele geçirdi. 12 Eylül generaller cuntasıyla halka karşı başlayan sistem¬li baskı ve zulüm, devrimciler için sürek avı haline geldi. Dağda, ova-da, köyde, kentte sürekli yürütülen operasyonlarda yüzlerce dev¬rimci öldürüldü, binlercesi yakalanıp işkence tezgâhlarına çekildi. Tes¬lim alma ve yok etme sistemli şekilde gözaltı ve asker-sivil cezaevlerinde de devam etti-rildi. Ülke bütünüyle karabasana dönüştü ve insanla¬ra deli gömleği giydirildi. Etkileri otuz yıl sonra bugün de devam et¬mekte. Cuntanın devlet politikası haline getirdiği teslim alma ve devrimci kimliğinden arındırmaya yönelik baskın faşist tu-tum, cezaevlerinde toplu direnişlerin ortaya çıkmasına ne-den oldu. İçeride ve dışarıda kararlı bir şekilde sürdürülen direnişlerde on¬larca tutuklu ve tutuklu yakını yaşamını yitirdi. Devrimci tutsaklar cuntanın akıl almaz baskı ve zulmüne karşı onurlarını, kimliklerini korumasını bildiler. Elinizdeki bu kitap, bütün bu süreçlerde faşizme karşı direnen devrimci insanların yaşadıklarından bir kesit sunmaktadır. Yaşaya¬nın, kendi ağzından kendine özgü bir dille yaşanmış olguları sayfa¬lara dökmesi kitabı daha anlamlı kılarken 12 Eylül karanlığına da doğrudan tanıklık etmektedir. 12 Eylül bir yangın yeriydi ve kitabın yazarı bu yangının tam ortasındadır. Üstüne üstlük arkadaşıyla bir¬likte idam cezası almıştır, infaz beklenmektedir. Hıdır (Aslan) ile İl¬yas (Has) idam edilmiş, infaz kararlarının onanması için sıra Meclis¬’te kendilerine gelmiştir. İnfazları an meselesidir. Zira süreç infazları için apar topar hücrelerinden alınmalarıyla başlar. Siyasi insanların idam günceleri gibi geçmek bilmeyen geceleri, günleri, ayları, yılları birikti¬rerek devam eder. Zaman geçtikçe uzlaşmaz bir tavırla buna mevcut düzenle yeniden hesaplaşma eşlik ederken kendi mu¬hasebesini yapması da kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca ilerleyen sayfalarda siyaseten yaptıkları, yapamadıkla¬rı, yanlışları, doğrularının yaşadıklarından çıkardığı derslere paralel olarak sürecin ve kendisinin muhasebesini çıkarmaya çalışmaktadır. Bunu yapmaya en yakınlarından başlayarak, “Kafamıza sarılacak ıs¬lak deve derisine karşı mücadele etmek gerekecek asıl” diyerek soru-nun altını çizmektedir. Genç kuşaklar ezilenlerin tarihini bilmek zorundadırlar. Geçmişi ol¬mayanların gelecekleri de yoktur. Mücadelelerin, direnişlerin, çekilen acıla¬rın boşuna olmadığını tarihe tanıklık edenleri okuyanlar daha iyi an¬layacaklardır. Gönül Yarası filminin finalinde Nazım, kendini sorgular¬ken soruyordu: “Senin adın neden Nazım?” Sanki isimler insanların kaderlerini belirliyor gibiydi. O duru, o güzel günlere!... 18 Mayıs 2010

İlgili Ürünler

Bu Türde Çok Satanlar

Kredi Kartına Taksit İmkanı
  • 3 Taksit

  • 3 Taksit

  • 3 Taksit

©1996-2019 Pandora Yayın ve Kitap Hizmetleri A.Ş.

Mersis No: 0721-0430-4310-0015

Tasarım : Logo Site Tasarımı