Bir Yaş Dönümü Rüyası - Atasü, Erendiz

Bir Yaş Dönümü Rüyası

Erendiz Atasü

Yayınevi: Can

Yayın tarihi: 09/2002

ISBN: 9789750702129

Türkçe | 311 Sayfa |

Tür: Roman Öykü

"Bir Yaşdönümü Rüyası"i '70'li yılların sonundan günümüze ve daha sonra 2025'e uzanan iki ayrı zaman dilimi içinde Türkiye'nin toplumsal ve siyasal çalkantıları arasında, bir yandan savunduğu siyasal görüşün mücadelesini verirken, bir yandan da farklı aşklar yaşayan Feride'nin öyküsünü anlatıyor. Sol mücadelenin içinde yer alıp devrimci bir örgütte çalışırken, bireysel ilişkileri geriye iten bir kocanın karşısında tutkuları kabuk bağlayan; ilk eşinde bulamadığı sıcaklığı ikinci eşinde bulsa da başka hayal kırıkları yaşayan; çocuğu yaşındaki Kamuran'a taze bir aşkla bağlanan Feride'ye, hayatına giren bu üç erkek üç değişik aşkı yaşatıyor. Kendisine hoyrat bir aşk sunan Ferhat, şefkatine sığındığı Sedat, yalnızlığının ve kayıp giden gençliğinin ilacı olabilecek Kamuran; bir de, bütün bu erkeklerin yansıra hep var olan, özel bir ana-kız ilişkisi yaşadığı Şirin: Ferhat'ın kızı. İnançları uğruna her biri bir başka yöne savrulan roman kahramanları, o dönem gençliğinin ve düşünen insanının birer simgesi. Onların kimliğinde, '80'li yıllar Türkiye'sinin bir panoramasını veren, aydınların düşünce yapısına bir kapı açan, ülkenin girdiği değişik dönemece, hızlı gelişmelere ayna tutan "Bir Yaşdönümü Rüyası", o yılların derin yaralarını taşıyan bir kadının bakış açısından yazılmış bir 'dönem romanı'. Erendiz Atasü'nün çok katmanlı, kapsamlı romanı, belki tek değişmeyenin 'değişmek' olduğunu, ama hayatın da bir tekrardan başka bir şey olmadığını düşündürüyor okuruna.

(Romandan bir bölüm)

TUTKU

Feride Ferhat'ı uzun bir aradan sonra ilk kez bir balıkçı meyhanesinde gördü. Yaz izinlerini bu küçük kıyı kentinde geçirmeyi seven Ankaralı genç aydınlar arasında, devrimci hasret türküleri söylenirken, bakışlar kesişirken ve gönüller aşka düşerken, sevişme düşleri kurulurken. Büyük servet ve büyük serbesti sere serpe yayılmamıştı henüz ortalığa. Bu gösterinin yoksul ve meraklı kalabalıklarca uzaktan izlendiği bir tuhaf panayıra dönüşmemişti henüz küçük deniz şehri. Geçmişindeki balıkçı köyünün doğal sadeliğinden izler taşıyordu. Alçakgönüllü tatilciler yaz mevsimini tenlerinde duyabilirlerdi hâlâ orda.

Ferhat'ın karısı öleli neredeyse bir yıl olmuştu. Bu sürede Feride'yle görüşmemiş, karşılaşmamışlardı. Şirin masanın sevimlilik tılsımıydı. Feride'nin kucağına tırmanmış ve orda uyuyakalmıştı. Ferhat, kadının alışık olmadığı bir şefkatle bakıyordu küçük kızına ve onun seçtiği kucağa. 'Akşam'ın başlangıcından o âna dek, Ferhat kadın için herhangi bir yabancıdan farksızdı. O anda, bir yıldır unutuşu koruyan, mühürlenip kapanmış kas ve sinir dokusundan ibaret durgun kılıf içten çözülüverdi. Tutku içsel bir alaz gibi yaladı kadını. Yaz gecesi kıpırtısızdı. Hava yasemin ve yosun kokuyordu. O tuhaf sessizlik giriverdi aralarına ve onları sımsıkı bağladı.

Hayır, o gece hiçbir şey olmadı.

Tutku hayallerde yeniden boy atıyordu. Ankara'ya dönmeden önceki gece, nihayet tenleri kavuştuğunda, kadının tutkusu harlı bir hava burgacının insafsız darbesine uğramış taze bitki gibi kırılıp kurumuştu ama...

Her şey karmakarışıktı. Zıt duygular birbiriyle çok sık örtüşüyordu. Çok fazla anı, fazla hayal, fazla acı vardı. Sonra, Şirin'le aralarında büyüyen arkadaşlık. Özlem çok büyüktü... çok, tutkunun o belirsiz nesnesine... Adamın teni uzaktayken ve yanındayken -ona değmedikçe- heyecanlandırıyordu kadını; mıknatıs gibi çekiyordu. Öyleydi de, niye ve nasıl kavurup kurutuyordu? Düşünmeye vakit yoktu, zamana amaçlar ve sorumluluklar el koymuştu. Gecikmiş hayat yaşayarak öğrenilecekti. O ilk gece, nice engelden sonra kavuştuğu erkeğinin yanında, derin bir hayal ezikliği içinde, kırık bir soru işareti gibi sessiz ve uykusuz yatarken ve sevgilisi büyük soluklarla uyurken, içindeki eksikliğe bulabildiği tek açıklama, kendi geçmişine benzer hayat hikâyelerinden gelen genç kadınlardan beklenilebilecek yorumdan başkası değildi: uzun sürmüş el değmemişliğin yol açtığı bir ten beceriksizliği, kendine ve yalnız kendine ait bir duyu yetersizliği. Evli arkadaşlarının utana sıkıla, mahcup kıkırdamalarla biraz da ferahlayarak anlattıkları, bir bozgunu andırır ilk gece hikâyelerine pek benziyordu, Bodrum'da, bir pansiyon odasında yaşanan. Oysa kendileri için farklı olacağını sanmıştı, ummuştu. Zamanla her şeyin düzeleceğini umuyordu şimdi de. Kadınlık coğrafyasına Ferhat'ın nihayet ve tam anlamıyla el koymasından cılız bir zihinsel haz filizlendirmeye uğraşıyordu.

Evlendiler.

Evlilikleri boyunca derneklerde, devrimci kuruluşlarda toplantıdan toplantıya koştular. Ferhat haklı çıkmıştı. Sosyal demokrat koalisyon çökmüş, sağın bütün kesimleri yeminli bir sol karşıtlığında kenetlenmiş, ikinci Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştu. Sağla sol arasındaki bıçaksı yarığın kesmediği ne bir kurum ne bir sokak ne bir ev kalmıştı. Yarılma giderek incelen damarlar halinde solun dokusunu da bölmeye devam ediyordu, sağ katı ve sağlam dururken. Ölümlerle, saldırılarla katmerlenip kapanan bir halkanın boğuntusundaydılar, kadın ve kocası... Ve en altta kadının tutkusu... yara gibi kabuk bağlamıştı. Tutku kocanın kaba dokunuşlarına çarptıkça içe doğru kanıyordu, kabuğu çatlatamıyordu. Sokaklar öfkeye ve aleve boyandıkça erkeğin arzusu kabarıyor, hoyratlaşıyordu. Birçok arkadaş yitirmişlerdi siyasi karşıtlıkların kapışmasında. Koşullarının farkındaydılar elbette, hem de nasıl... Tehlikeyi yoksaymayı seçtiler. Zorunlu bir seçimdi bu. Memleketleri onları saçmanın ölümcül sahiciliğine, tehlikenin samimi heyecanına yargılamıştı. Ve koşullar kendilerine özgü cesareti doğurmuşlardı. Ferhat'ın bilinci bireysel ilişkileri geri itmişti, "Ülkenin esenliğinde yoğunlaş," diye buyuruyordu varlığının geri kalanına.

Düşmanlık uçurumunun kıyısında yaşanıyordu hayat ve doymak bilmez uçurum günde bir düzineden fazla kurban talep etmeye başladığında bile Feride hâlâ umudunu koruyordu, sağ çıkacaklardı bu fırtınadan. Ortak tehlikeden karı koca yalnızken hiç konuşmuyorlardı, fikir çevresinde de pek konu edilmiyordu. Feride'nin soruna arada sırada birlikte değindiği tek kişi -o da kıyısından köşesinden- yaşayan tek akrabası, teyze kızıydı.

"Fazla bulaştınız bu işlere."
"Bunun azı çoğu olmuyor. Bizim yeraltı faaliyetleriyle ilgimiz yok. Demokratik bir mücadele yürütüyoruz."
"Sizin için endişeleniyorum."
"Endişelenme. Hayat her zaman tehlikeyle iç içedir. Pencereden uzan, bak. Duvarlardaki sloganlar kimin?"
"Solcuların galiba."
''Gördün mü? Sokağın bu bölümü devrimcilerin denetiminde demektir bu."
"Yani?"
"Yani, en kötü ihtimal devredışı. Faşistler bizim tarafa geçip ev basamazlar."
"Ya okulda? Öğrenciler bile silahlanmış deniyor."
"Okuldan yana hiç kaygın olmasın. Müdür sıkı bir arkadaş, bizden. Solun kalesi diyorlar bizim liseye."

Bu konuşma Feride'yi rahatlatıyor, ümit edebilmesini kolaylaştırıyordu. Gerçekten de liseden yana endişesi yoktu. Feride'yi düşündüren, sokak çatışmasında evlerinin bulunduğu bölgenin el değiştirip faşistlerin denetimine geçebilme olasılığıydı.

Daha sakin günlerde yüreğinde barınan, kocasıyla ilgili suçlu dilek kaybolmuştu. Ölüm köşe başına dayanınca, çekiciliğini yitiriyor, imgelem kişinin kendisinin ve yakınlarının hayatta kalabilme şansları üstünde bileniyordu.

Kısa süre sonra '80 darbesi inecek, sokaklarda, avlularda kol gezen ölümü safdışı bırakıp kendine özel infaz dizgelerini yerleştirecekti.

İlgili Ürünler

Bu Türde Çok Satanlar

Kredi Kartına Taksit İmkanı
  • 3 Taksit

  • 3 Taksit

  • 3 Taksit

  • 6 Taksit

©1996-2018 Pandora Yayın ve Kitap Hizmetleri A.Ş.

Mersis No: 0721-0430-4310-0015

Tasarım : Logo Site Tasarımı